Başkan

İkinci Yarıda İhracat

Türkiye ekonomisi yılın ikinci yarısında artan ihracat rakamlarıyla birlikte olumlu bir seyir izleyerek Orta Vadeli Programda yer alan yüzde 4’lük büyüme hedefine ulaşacaktır.  

İktisadi ve siyasi anlamda küreselleşme sürecindeki Dünya ekonomileri sıcak bir yazı geride bıraktı. Amerikan Merkez Bankası FED’in kararları, sıcak para hareketleri, AB’deki işsizlik ve borç krizi, Orta Doğu’daki askeri gelişmeler ve Suriye’deki siyasi durum gibi birçok soru işareti yaz aylarının oldukça sıcak bir atmosferde geçmesine neden oldu.

Mayıs ayından itibaren Amerikan Merkez Bankasından tahvil alımlarıyla ilgili yapılan açıklamalar başta gelişmekte olan ülke ekonomileri olmak üzere küresel ekonomiyi olumsuz yönde etkiledi. AB üyesi bazı ülkelerdeki siyasi çalkantılar, yaşanan borçlanma krizleri, işsizlik oranları ve Ortadoğu ve Suriye’deki siyasi ortamda küresel ekonomik gelişmelerde belirleyici rol üstlendi. Gelişmiş ülkelerin büyüme hızı, global krizin ilk gününden itibaren küresel ekonominin lokomotifi durumundaki gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızını geçti.

Geçirdiği dönüşüm ile artık tamamen dünyayla entegre olan ülkemiz ekonomisi de yurt dışı kaynaklı bu gelişmelere kayıtsız kalmadı ve yaşanan gelişmelerden doğrudan etkilendi. 2010 ve 2011 yıllarında yüzde 9’a yaklaşan büyüme oranlarından sonra Türkiye ekonomisi, dünyada yaşanan belirsizliklere karşı alınan tedbirlerle 2012 yılında 2,2 büyüme gerçekleştirmişti. Bununla birlikte 2013 yılı ilk çeyreğinde yüzde 3 büyüyen ekonomimiz, küresel ekonomideki gelişmenin yavaşlığı, finans piyasalarındaki risk algısı ve artan bölgesel gerginliklere rağmen iç talebin katkısıyla ikinci çeyrekte beklentilerin ötesine geçerek yüzde 4,4’lük büyüme oranına ulaştı. Bankacılık sistemi, reel sektör ve kamu bütçesi açısından Avrupa kıtasındaki iyi durumda olan birkaç ülkeden biri olan Türkiye yakaladığı büyüme oranıyla da, AB ve OECD ülkeleri arasında da en yüksek büyüme oranına ulaşan ülke oldu. Hızlı büyüyen ülkeler arasında da yurt dışı finans hareketlerine karşı dayanıklılığı ve performansı ile Türkiye ekonomisinin bir adım önde olduğu görebilmekteyiz.

Önümüzdeki dönem için de Türkiye, ekonomideki anlık değişimlere odaklanmak yerine, işsizlik oranının düşürülmesinden, kişi başı milli gelir artışına, dünyanın en büyük 10 ekonomisi içerisinde olmaktan ihracatın 500 milyara çıkartılmasına kadar birçok alanda 2023 hedeflerine odaklanıldı. Bu hedeflere ulaşmak için de, tüm dünyanın durduğu, Avrupa ülkelerinin borçlanma yüzünden önünü göremediği bir dönemde birçok projeye hız verildi. İstanbul’da 3. havalimanı ve 3. köprü projesinden Marmaray Hattı ve İstanbul Boğazı’na tünel yapılmasına, İstanbul-İzmir otoyolu ve Ankara-İstanbul yüksek hızlı tren hattından Kanal İstanbul’a ve nükleer santrallere kadar hem reel sektörü hareketlendirecek, hem de her biri önemli birer altyapı yatırımı olan birçok çalışmaya başlandı, birçoğunun da projesi hazırlandı.

Kamunun büyük yatırımlarının yanında özel sektörümüzün de hem üretim hem ihracat hem de istihdamda önemli rakamlara ulaşarak ülkemiz ekonomisine büyük katkı sağlayacağı görülmektedir. Ortaya çıkan bu tablo Türkiye ekonomisinin yılın ikinci yarısında da artan ihracat rakamlarıyla birlikte olumlu bir seyir izleyeceğini ve Orta Vadeli Programda yer alan yüzde 4’lük büyüme hedefine ulaşacağını göstermektedir.